Rutin cagimizin vebasi... Hayatin ta kendisi belki de... Fotokopi kagidiyla cogaltilmis gunler, hastaliklar, asklar, tutkular ve gerginlikler... Veee yasamin tum albenisini yitirdigi sevimsiz gunler..
Siz de kendi icindeki labirentlerde kaybolanlardan misiniz?.. Kendi icin yazdigi kolay sudokunu cozemeyenlerden misiniz?
Ya da mistik bir el tarafindan gunu, hayati ve tercihleri kontrol edilen yasamsal kobaylardan misiniz?
Onumuze bir peynir konuluyor ve hayatimizin en guzel gunlerini, aylarini onu yakalamaya harciyoruz.. Isin kotusu bu peyniri de cok buyuk olasilikla kendimiz koyuyoruz..
Bazen oylesine yasamin girdaplarinda kayboluyoruz ki sig sularda... Bahsi gecen sig olan sular ise ne acidir ki hayatlarimiz.. Derinligimiz kalmadi.. Sanattan mahkum, sohbetten mahkum, asktan mahkum, yasamsal tutkudan mahkum... Aldigi her nefesi yasamsal bir zafer saymaktan uzak..
Guvensizlestik.. Ilk tanistigimiz kisilere, yeni isimizdeki calisma arkadaslarimiza hatta ailemize, hatta dostlarimiza, hatta benliklerimize guven duyamiyoruz.
Yasam artik bir tur paranoya.. Bir girdap.. Zor.. Cok zor.. Daha da zor hale getiren golge oyunu ustalari yine bizleriz...
Cogu zaman Izmir Foca'da gun boyu ciplak ayakla gezen balikcilara o kadar cok imreniyorum ki.. Balikci olmak.. Evet sanirim 20 yil sonrasi icin kariyer planimi buldum.. Foca'da balikci olmak.. Ama herhangi bir balikci degil. Ciplak ayagiyla gun boyu dolasanindan. Keramet ciplak ayakta cunku..
Rastgele...
Bektas
www.bektasonal.com
www.hacibektasonal.blogspot.com
17 Ağustos 2011 Çarşamba
29 Ekim 2010 Cuma
Bana Markanı Söyle *
Keyifle okuduğunuza inandığım İzmir Yalı Çapkını Gazetesi'nin Marka Danışmanı olarak yine bu alanda bir paylaşımda bulunmanın daha doğru olacağından konumuz MARKA olsun.
Marka nedir?
Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya veya benzerinden ayırmaya yarayan özel isim veya işarettir marka. Ancak markaların da yaşayan birer organizma olduğunu düşünenlerdenim. Bu yüzden ticari bir obje olarak sıklıkla değindiğimiz bu konuda bu sefer farklı bir yaklaşımda bulunalım.
Ünlü marka gurusu Tom Peters “Kendini markalaştır” diyor.
Kişisel olarak da markalaşmamızın 21. Yüzyılın bireysel trend hedeflerinden olduğunu ifade edenlerin sayısı az değil. Özellikle de belli amaçları olan, duruşu bakış açısı olan kişilerde. Sizin çevrenizdeki marka değeriniz ne hiç düşündünüz mü?
Hergün aldığınız e-postaları düşünün.
Hangisini görür görmez açıyor, hangisini okumadan siliyorsunuz.
Arkadaşlık ortamında siz konuşmaya başlayınca herkes susup sizi dinliyor mu?
Tüm bunlar belki de çok basit de olsa marka değerimizin bir göstergesi.
Erol Evgin bir markadır örneğin. Haydar Dümen ülkemizdeki en çok okunan gazeteler sıralamasına tesir edebilecek büyüklükte fenomen bir markadır. Erol Taş kötü adam karakterinin olmazsa olmazıydı. Fazıl Say alanındaki belki de en büyük marka değerine ulaşan kişidir. Yıldız Kenter keza öyle. Beethoven bir marka değil midir? Mustafa Kemal bu topraklardan da öteye geçmiş büyük bir markadır aslında.
Bu yazıyı şu anda okuyan sizler de lütfen kendinize şu soruyu sorun “Alanındaki en önemli isimlerden biridir ve bu alanda ne zaman bir otoriteye ihtiyaç duyulsa mutlaka fikri alınandır O” daki “O” siz misiniz? Ya da ne kadar sizsiniz?
Derhal bir alan belirleyelim kendimize. Ve o alanda markalaşalım. Belki de biz öldükten sonra yaşayacak tek şeyimiz marka değerimiz.
Siz de kuşaktan kuşağa yayılan bir mit olmak istemez misiniz?
Sevgilerimle,
Hacı Bektaş ÖNAL
* Bu yazı "İzmir Yalı Çapkını" gazetesindeki "Marka Bakışı" isimli köşemde yayımlanmıştır.
Marka nedir?
Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya veya benzerinden ayırmaya yarayan özel isim veya işarettir marka. Ancak markaların da yaşayan birer organizma olduğunu düşünenlerdenim. Bu yüzden ticari bir obje olarak sıklıkla değindiğimiz bu konuda bu sefer farklı bir yaklaşımda bulunalım.
Ünlü marka gurusu Tom Peters “Kendini markalaştır” diyor.
Kişisel olarak da markalaşmamızın 21. Yüzyılın bireysel trend hedeflerinden olduğunu ifade edenlerin sayısı az değil. Özellikle de belli amaçları olan, duruşu bakış açısı olan kişilerde. Sizin çevrenizdeki marka değeriniz ne hiç düşündünüz mü?
Hergün aldığınız e-postaları düşünün.
Hangisini görür görmez açıyor, hangisini okumadan siliyorsunuz.
Arkadaşlık ortamında siz konuşmaya başlayınca herkes susup sizi dinliyor mu?
Tüm bunlar belki de çok basit de olsa marka değerimizin bir göstergesi.
Erol Evgin bir markadır örneğin. Haydar Dümen ülkemizdeki en çok okunan gazeteler sıralamasına tesir edebilecek büyüklükte fenomen bir markadır. Erol Taş kötü adam karakterinin olmazsa olmazıydı. Fazıl Say alanındaki belki de en büyük marka değerine ulaşan kişidir. Yıldız Kenter keza öyle. Beethoven bir marka değil midir? Mustafa Kemal bu topraklardan da öteye geçmiş büyük bir markadır aslında.
Bu yazıyı şu anda okuyan sizler de lütfen kendinize şu soruyu sorun “Alanındaki en önemli isimlerden biridir ve bu alanda ne zaman bir otoriteye ihtiyaç duyulsa mutlaka fikri alınandır O” daki “O” siz misiniz? Ya da ne kadar sizsiniz?
Derhal bir alan belirleyelim kendimize. Ve o alanda markalaşalım. Belki de biz öldükten sonra yaşayacak tek şeyimiz marka değerimiz.
Siz de kuşaktan kuşağa yayılan bir mit olmak istemez misiniz?
Sevgilerimle,
Hacı Bektaş ÖNAL
* Bu yazı "İzmir Yalı Çapkını" gazetesindeki "Marka Bakışı" isimli köşemde yayımlanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)